28 Kasım 2009 Cumartesi

El-Classico


Blog'da futbolla veya sporla ilgili pek birşeyler yazmıyorum. Fakat haftasonu oynanayacak Barcelona - Real Madrid mücadelesiyle ilgili birkaç cümle karalamassam rahat edemicem. Ben Barça sempatizanı yanımı bir yana bırakıp objektif olamicam malesef. Bu maç benim gözümde futbol müsabakasından öte farklı bir anlam taşıyor. Eğer İbrahimovic, Dmytro Chygrinsky gibi milyon avroluk transferler yapmasaydı Barça; çok daha güzel şeyler yazılabilirdi onlarla ilgili. Çünkü en son maçda Pedro D. 'nun attığı gol ve golün gelişiminden sonra herkes şunu anladı ki; Barça kendi geleceğini kendisi tasarlayan bir klüp. Pedro'yu övmemek elde mi? Tüm müsabakalarda gol atmak kime nasip olmuş İspanya'da şu zamana kadar.. El-Classico ile Pedro Dominiguez bağlantısını nasıl kuracaksın derseniz; bu bağlantıyı Laporta'nın bir cümlesiyle kurmayı planlıyorum. "Biz Dünya'nın en iyi topçularını yetiştiririz, onlarsa satın alır.." Messi vs Ronaldo bu tablonun bizzati izahıdır.

Teknik boyutuna fazla girmeden şunları söyleyebilirim: isterim ki geçmişteki 3-3 lük o muhteşem maç gibi zevkli geçsin maç. Gonzalo Higuan en az bir gol atsın. Onun suratındaki hırsf ifadesini izleyelim. Messi yine hayran bıraksın kendisine. İbrahimovic aldığı paranın hakkını versin eleştirilerine cevap versin. Raul desin ki ben 5 sene daha oynarım.. Kısasacası zevkli bir maç olsun. Sempatimi bir yana bırakıp tarafsız şekilde izlemek istiyorum maçı aslında. İyi olan kazansın.

27 Kasım 2009 Cuma

Senin İsmail'in Hangisi?

Blog'da kendi yazılarım dışında görsel içerikten başka birşey paylaşmam genelde ama Ali Şeriati'nin günüm önem ve anlamını anlatan muhteşem makalesini paylaşmak istedim.. Üstad'ın yazısı varken, birşeyler karalamaya gerek yok.. Bayramınız kutlu olsun; ömrünüz kurban, ahiretiniz bayram olsun...

"Bu İbrahim'in dinidir; kana susamış tanrıların, mazoşistlerin ve işkencecilerin değil. İnsanın mükemmelliğe ulaşmasının, bencillikten ve hayvani arzularından kurtulmasının hikayesidir yaşanan. İnsanın daha ulvi bir makama ve aşka, ve bilinçli bir insan olarak sorumluluklarını yerine getirmesine engel olacak her şeyden azade olduğu bir iradeye yükselişidir...

...Hikaye, bir koçun kurban edilişiyle sona eriyor. Bu, Yüce Allah'ın tarihin en büyük insan trajedisi sonuna ilişkin dileğidir - birkaç aç insanı doyurmak için bir koç kurban etmek.

Sen de İbrahim gibi kendi İsmail'ini getirmelisin Mina'ya. Senin İsmail'in kim? Ancak sen bilebilirsin, başkası değil. Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs. Ne olduğunu bilmiyorum, ama İbrahim'in İsmail'i sevdiği kadar sevdiğin birşey olmalı. Senin özgürlüğünden çalan, görevlerini yerine getirmeni engelleyen, seni eğlendiren, hakikatı duymaktan ve bilmekten alıkoyan, sorumluluk kabul etmektense meşrulaştırıcı sebepler ürettiren ve seni sadece gelecekte senden gelecek yardım için destekleyen ne varsa; işte bunlar onun işaretlerindendir. Onu arayıp bulmalısın. Eğer Allah'a yaklaşmak istiyorsan, İsmail'i Mina'da kurban etmen gerek.

Senin İsmail'in kimdir?
Veya nedir?
Makamın mı? Onurun mu?
Mevkiin mi? Statün mü? Mesleğin mi?
Paran mı? Evin mi?Bağın mı? Otomobilin mi?
Ma'şukun mu? Ailen mi?
İlmin mi? Rütben mi? Sanat ve maharetin mi?
Ruhaniyetin mi? Alimliğin mi? Elbisen mi?
Adın mı? Namın mı? Şöhretin mi?
Canın mı? Ruhun mu?
Gençliğin mi? Güzelliğin mi?
Ben nereden bileyim?
Bunu sen kendin bilirsin.
Her ne ve kim ise onu sen kendin minaya getirmeli ve Kurban için seçmelisin.
Ben sadece onun alametlerini sana söyleyebilirim.
Seni iman yolunda zayıflatan, "gitmek"te olan seni "kalma"ya çağıran,
Seni "sorumluluk" yolunda şüpheye düşüren,seni kendine bağlayan ve
alıkoyan,gönül bağlılığı,mesaj işitmene,hakikati itiraf etmene izin
vermeyen,seni firara çağıran,seni maslahatçı izah ve yorumlara sürükleyen ve aşkı,seni kör eden her şey…
İbrahimsin! Ve ismaili zaafın seni İblisin oyuncağı haline getirebilir.
Hayatında şeref,saygınlık,iftihar ve faziletin doruklarında bir tek şey
vardır ki onu elde etmek için zirveden inebilir onu kaybetmemek için bütün
İbrahimi kazanımlarını yitirebilirsin:
O İsmailindir.İsmailinin bir şahıs veya başka bir şey olması mümkündür;bir
durum bir konum,bir zaaf noktası olması imkan dahilindedir.
.
.
Ey "Hakk'a teslim olan", "Allah'ın kulu"!
Hakikatin senden istediği şey, işte budur.
Budur "imanın daveti", "risaletin mesajı".
Bu senin sorumluluğundur, ey "sorumlu insan"!
Ey "İsmail'in babası"!
"İsmail'ini öldür"!
"Kendi ellerinle kurban et"!

İsmail'in yerine geçecek koçu (fidye) sen tespit etme, bırak Allah sana yardım etsin ve bir hediye olarak göndersin. O, koçu ancak bu şekilde kurban olarak kabul eder. Koç ancak İsmail'in bedeli olduğunda kurbandır; yalnızca kurban olsun diye koç boğazlamak ise kasaplıktır."

Ali Şeriati

26 Kasım 2009 Perşembe

Eee Baba İskender Büyük... "Ama Yorgun."

Kurtlar Vadisi Gladio filminden bir replik.. Derin devletin ete kemiğe bürünüp bir karakter üzerinde simgelenmesi ve o karakterin yani İskender Büyük'ün filmde yakın tarihi ortaya koyan sözleri..

12 Eylül İskender, 28 şubat İskender, Orta Asya İskender, Ortadoğu İskender, Bağımsızlık İskender... Eee Baba İskender Büyük. Ama Yorgun.

24 Kasım 2009 Salı

Huzur #3


"Hayata bu kadar masum bakabilmek için bazıları herşeyini verir.. Ne yaparsanız yapın o masumiyeti birdaha asla yaşayamazsınız..."

The Twilight Saga - New Moon

Stephen Meyer'ın yazdıktan sonra muhtemelen kendisinin de beklemediği şekilde patlayan dörtlü seri kitabı Alacakaranlık Kuşağı'nın 2. sinema filmi gösterime girdi. Birinci film'de beklediğini alamayan biz sinema hayranları ikinci filme bir şans tanımakla ciddi hata yaptığımızı anlamış olduk. Popüler Kültür'ün ikonu haline gelen new moon, fragmanlarıyla kendini izlemeyi hakettirdi aslında..

Film tamamen aşk filmi bunu anlamış oldum. Yani beklediğimiz o aksiyon veya fantastik öğeler, masalsı anlatılardan uzak. Sadece gözlerini hızlı hızlı kırparak beni çileden çıkartan Bella'nın Edward'a olan sevgisinden bahsediyor. Her zamanki gibi çaprazlama bir ilişki var. Bir yandan Jacop diye bizim buralarda muhallebi çocuğu veya köse diye tabir ettiğimiz cinsten bir kodaman da Bella'yı seviyor. Onun motorunu tamir ediyor. Motor derken, bildiğimiz motorsiklet. Vakit geçiriyor Bella'yla. Hafiften seviyorlar birbirlerini. Sonra Edward ortaya çıkıyor, herşey birinci filme geri dönüyor. Tüm filmin konusu bu, tamam ders burda bitmiştir iyi tatiller...

Tabi iki filmde de bazı Mitoslara göndermeler de var. Zira bunun dışında filmin sevilecek pek bir yanı yok. Hani Sam ve tayfası vampirlerle savaşsaydı. Biraz aksiyon içerseydi kitap/film. Ne bileyim, Alice le Jacop arasında yakınlaşma olsaydı falan. Böyle diyalektikler olabilirdi de. Genel itibariyle çok kötüydü film. 3 saatte çok daha güzel şeyler yapabilirsiniz. Gidin tekrar LOTR izleyin, fantastik dünyaya doyun...

14 Kasım 2009 Cumartesi

İsyanbuL

Flickr'da gezinirken gördüğüm bir fotoğraf.. Uykusu kaçan rebellious tipli uyurgezerlere gelsin. Dişlerimizi sıkarak uyuyamadığımız her anı haykırsın...

Asker Baba'nın Anti Militarist Oğlu


Darbe iddalarıyla tutuklanan Albay Dursun Çiçek'in oğlunun, Anti Militarist Sivil Toplum Kuruluşu olan Genç Siviller mensubu olduğu açıklanmış. "Genç Subaylar Rahatsız" söylemine; "Genç Siviller Rahatsız" söyleviyle yanıt veren ve genelde darbeci otoriteye ve militarizme karşı yaptıklarıyla ön plana çıkan Genç Siviller'in kadrosu epey bir zenginmiş.. Aynı zamanda Sabancı Üniversitesinde Dursun Çiçek'in oğlu Deniz Çiçek'in yakın arkadaşı İlker Başbuğun oğlunun da bu tür eylemlere katılma ihtimali bulunuyormuş.. Vay be, dünyaya bak.. Öyle Baba, Öyle Çocuk...